MUHKEM VE MUTEŞABİH AYETLER
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...

Hamd, alemlerin Rabbi Allah’ındır. Peygamber Efendimiz Muhammed’e, O’nun aline ve ashabına salat ve selam olsun... Allah’ım! Senin kolay kıldığından başka kolay yoktur ve Sen dilersen hüzünü kolay kılarsın....

Bilinmelidir ki Kur’an-ı Kerim’de muhkem ve muteşabih ayetler vardır.
هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ ءايَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ

Ali-İmran Suresi, 7. Ayetinde: Mealen: “Sana kitabı indiren O’dur (Allah’tır). Kur’an’ın bazı ayetleri muhkemdir. Bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. buyurulmaktadır.

Muhkem ayetler, te’vil kabul etmeyen ayetlerdir. Çünkü bu ayetlerin dildeki anlamı birden fazla değildir. Açık, anlaşılır ve bir anlamları vardır ve okunur okunmaz bu anlam anlaşılır. Te’vile ihtiyaç duyulmaz. Şu ayetlerde olduğu gibi.:

Şüra Suresi, 11. Ayeti: لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
ُ
Mealen: “O’nun (Allah’ın) benzeri hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir.”

İhlas Suresi, 4. Ayeti : وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ

Mealen: “O’nun dengi hiçbir şey yoktur.”

Meryem Suresi, 65. Ayeti : هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا

Mealen: “O’nun (Allah’ın) hiçbir benzeri yoktur.”...

Müteşabih ayetler ise birden fazla anlam taşıyan, bir yönü mecaz olan,diğer bir deyişle; anlamı açık olmayan ayetlerdir. Bu gibi ayetlerin, alimler tarafından muhkem ayetlere uygun tefsirlerinin yapılmasına ihtiyaç duyulur. Şu ayetlerde olduğu gibi :

Taha Suresi, 5. Ayetinde: الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

Mealen: “Rahman arşa istiva etmiştir.” buyurulmaktadır.

Bu ayet-i kerimede geçen “istiva” kelimesinin 15 tane anlamı vardır. Bunlardan bir tanesi “oturmak” anlamını taşırken, diğerleri “egemenliği altına almak, hükmetmek, korumak, baki kılmak, hükümran olmak”dır. Bunun gibi muteşabih ayetler tefsir edilirken, muhkem ayetlere dayandırılması gerekir. Allah’u Teala az önce zikrettiğimiz;
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

ayetinde, kendisi gibi hiç bir şey olmadığını belirtmiştir. Bu yüzden “istiva” kelimesinin “oturma” anlamı bu ayet için düşünülemez. Aksi durumda müteşabih olan diğer ayetleri de zahiri anlamına göre tefsir edecek olursak, Kur’an-ı Kerim, ayetleri birbirine ters düşen bir kitap haline gelmiş olur. Örneğin; Allah’u Teala,

El - Hadid Suresi, 4. Ayetinde;
وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Mealen: “Nerede olursanız olun, O (Allah) sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.” ,

Yine, Kaf Suresi, 16. Ayetinde; وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

Mealen: “Biz ona şah damarından daha yakınız.” buyurmuştur.

Bu ayetler zahirine göre herhangi bir te’vile başvurmadan tefsir edilecek olursa, haşa, Allah’u Teala hem “arşın üstünde” hem “heryerde” hem de “şah damarımızdan daha yakında” anlamlarına gelir. Yani üç ayet de birbirini yalanlamış olur. Bu da Kur’an-ı Kerim için mümkün değildir. Oysa ki bu gibi müteşabih ayetler, muhkem olan diğer ayetlere uygun olacak şekilde tefsir edilirler. Peygamber Efendimizin haklarında “En hayırlı yüz yıl benim yüz yılımdır. Sonra onu takip eden yüz yıl; sonra onu takip eden yüz yıldır.” dediği selef ehlinin çoğu, bunun gibi müteşabih ayetlerin Allah’u Tealanın tenzihine uygun anlamlar taşıdıklarına iman etmişlerdir. Bu ayetleri genel bir te’vile gitmişler ve bunların diğer muhkem ayetlere uyan tefsirlerine iman ve itibar etmişlerdir. İmam-ı Şafii, bu konuda Allah’u Teala hakkında; “Bize bildirilene, Allah’u Teala’nın muradına uygun şekilde iman ettim. Allah’ın Rasulu hakkında gelene ise Allah’ın Rasulu’nun muradına uygun bir şekilde iman ettim.” demiştir. Bu sözün anlamı; bu ayetlerin zahir olandan başka anlamlarının olduğu ve kendisinin, Allah’ın yaratılmışlardan tenzihine uygun olan anlamına iman ettiğidir.

Halef ehli; yani selef ehlinden sonra gelenler, zamanlarında bu muteşabih ayetleri zahiri anlamlarına göre taşıyıp, imani meselelerini bunlar üzerine kuranlar çoğaldığı için, bu ayetleri mühkem ayetlere uygun şekilde tefsir etme ihtiyacı duymuşlardır. Çünkü Allah’u Teala, en başta zikrettiğimiz gibi Ali İmran Suresi’nde, mühkem ayetler için; هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ yani “Onlar kitabın esasıdır.” demiştir.
Bu ayetin devamında da bu ayetleri, zahirine göre tefsir edenler için; “Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu te’vil etmek için, ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler.” buyurmuştur.

Allah’u Teala, zikrettiğimiz Şura Suresi, 11. Ayetinde; لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Mealen: “O’nun (Allah’ın) benzeri hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir.” diye bildirmiştir.

Allah’u Teala bu ayette, önce “kendisi gibi hiçbir şey olmadığını”, daha sonra da “işiten ve gören olduğunu” bildirmiştir. Burada bize bir uyarı vardır. Bu ayette önce “hiçbir benzeri yoktur” لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ denilmektedir ki وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِير “O, işiten ve görendir” denildiği zaman akılda (haşa) Allah’ın gözünün veya kulağının olduğu düşünülmesin.Önce Allah’u Teala “yaratılmışlara benzemekten tenzih edilmiş”, sonra da “O’nun işiten ve gören olduğu” belirtilmiştir. Tenzih sözleri; “O, işiten ve görendir” sözlerinden önce zikredilmiştir. Böylece tenzih duyulduktan sonra, “işiten ve gören” sözleri duyulunca Allah’u Teala’nın yaratılmışlarına benzetilmemesi vurgulanmış olur. Çünkü Allah’u Teala, hiçbir aygıt veya organa ihtiyaç duymadan işitir ve görür.

Aynı şekilde Taha Suresi, 5. Ayetinde; الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

Mealen: “Rahman arşa istiva etmiştir.” ayet-i kerimesindeki “istiva” sözcüğü oturmak anlamında tefsir edilemez. Çünkü Allah’ın benzeri hiçbir şey yoktur. Oturan bir şey ise bir cisim olmalıdır. Üzerine oturduğu şeyden küçük, büyük ya da aynı ölçüde olmalıdır. Bu gibi sıfatların ise Allah’u Teala için bulunması mümkün değildir. Oturmak, kalkmak, bir mekan içinde bulunmak yaratılmışların sıfatlarıdır.
Yaratılmışlar kendilerine bu sıfatları verene ihtiyaç duyarlar. Allah’u Teala ise hiçbir şeye benzemediği gibi hiçbir şeye ihtiyaç duymaz.

El Hadid Suresi, 4. Ayetinde; وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ٌ

Mealen: “Nerede olursanız olun O (Allah), sizinle beraberdir Allah, yaptıklarınızı görür.”

ayetindeki maksat, zahiri anlamının taşıdığı anlam değildir. Bu ayet de tefsir edilirken diğer ayetlerde olduğu gibi muhkem ayetlere başvurulur. Allah’u Teala’nın zatı ile bizimle her yerde olması aklen düşünülemez. Böyle bir durumda yer yüzündeki bütün insanların yanında, aynı anda bulunması gerekir. Buna benzer bir cümleyi Türkçe’de söylecek olursak, birisine; “Sen falan yere git, ben seninleyim.” ya da
“Senin arkandayım.” dediğimizi var sayalım. Bu durumda zatımız ile onunla mıyızdır? Yoksa ona destekçi olduğumuz mu anlaşılır? Bu ayet-i kerimede de “Nerde olursanız olun O (Allah), sizinle beraberdir.” denildikten sonra “O, işiten ve görendir.” denilmektedir. Yani “her nereye gidersek gidelim, insanlardan belki gizlenebiliriz ama Allah’u Teala ilmi ile bizimledir; bizi görür ve işitir. O’ndan kaçış yoktur.”


Kaf Suresi, 16. Ayetinde de; وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

Mealen: “Biz ona şah damarından daha yakınız.” buyurulmuştur.

Yine Türkçe’ye göre örnek verecek olursak; “Falan kişi bana, babamdan daha yakındır.” denildiği zaman ne anlaşılmaktadır? Yakın kelimesinin bu cümlede mesafe anlamı taşıması nasıl gülünç bir durum ise, aynı şekilde bu ayet için mesafe anlamının düşünülmesi gülünçtür. Ayette geçen “yakınlık” ifadesinden maksat, zahir anlamdaki mesafe açısından yakınlık değildir. Bu ayette Allah’u Teala’nın, “kişiyi, kendisinden bile daha iyi bildiği” belirtilmiştir. Çünkü Allah’u Teala “işiten ve gören”dir. Bir mekanda bulunmaktan ya da bir mekana, mesafe anlamında yakın veya uzak olmaktan münezzehtir. Yakınlık ve uzaklık sıfatları yaratılmıştır ve Allah’u Teala için düşünülemezler.

Üç tanesini zikrettiğimiz müteşabih ayetlerin geri kalanları da alimlerimiz tarafından;

لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

Mealen: “Muhakkak Allah, hiç bir şeye benzemez ve O işiten ve görendir.”

ayetine uygun şekilde tefsir edilmiştir.

Günümüzde, kalplerinde eğrilik olan bazı fırkalar, Kur’an-ı Kerim’in bize haber verdiği gibi; “fitne çıkarmak adına bu müteşabih ayetleri ya da bunların birkaç tanesini zahirlerine göre tefsir etmeye kalkışmış ve haşa, Allah’u Teala’nın gökyüzünde olabileceği gibi bir takım sapık iddalarda bulunmuşlardır”.

Sizleri bu sapık fırkalara karşı uyarıyor ve bu insanları hakkaniyete davet ediyoruz.