'Ey Resülüllahın amca-zadesi! Niye buraya kadar gelip zahmet çektin! Birisini bana göndermen kafiydi, ben sana gelirdim.
'Hayır! Senin ayağına gelip hadis sormak bana düşer, uygun olan benim gelmemdir.'


Abdullah İbni Abbas, Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbâs'ın oğludur. Künyesi Ebu'l-Abbastır, büyük oğlu Abbas'la künyelenmiştir. Annesi ise, Hz. Hatice'den hemen sonra müslüman olan Ümmü'l-Fadl Lübâbe'dir. Ümmü'l-Fadl aynı zamanda Efendimizin hanımlarından Hz. Meymune annemizin kız kardeşidir.
Abdullah İbni Abbas, hicretten üç yıl kadar önce müslümanlar Kureyş müşrikleri tarafından boykot ve muhasara edildikleri sırada dünyaya gelmiştir. Doğar doğmaz babası Hz. Abbas onu Peygamber Efendimize götürmüştür. Efendimiz de onu kucağına alarak Mekkelilerin geleneğine göre mübarek ağzına aldığı bir hurmayı İbni Abbas'ın damağına sürmüş "Allahım! Onu dinde fakîh kıl, Kitabın açıklamasını ona öğret" diye dua etmiştir. Daha doğar doğmaz Efendimizin duasını alan Abdullah İbni Abbas bu duanın bereketini de ileride fazlasıyla görecektir. Nitekim Onun tefsir ilmindeki üstünlüğü daha ilk devirlerden itibaren hemen herkes tarafından kabul edilmiştir. Ashab devrinden itibaren "Hibrü'l-ümme, Tercümanü'l-Kuran" unvanlarıyla anılagelmiştir.
Bir başka rivayete göre de Efendimiz onu kucağına alarak, mübarek tükürükleriyle tahnîk edip damağını ovmuş, böylece midesine ilk olarak bu Nebevi tükürük girmiştir.
İslâm'ın yayıldığı ve hâkim olduğu Medine toplumunda büyüyen Abdullah b. Abbas tam bir İslâmî terbiyeyle büyüdü. İlme, öğrenmeye çok meraklı olan İbni Abbas Peygamber Efendimizin fiil ve hareketlerini öğrenmek arzusuyla Onun yanında kalmaya çalışır, Efendimizin pak hanımlarından Meymune annemiz teyzesi olduğundan, bazı geceler Efendimizin evinde misafir edilirdi. Abdullah İbini Abbâs, Resûlullahın abdest suyunu hazırlar ve birlikte namaz kılarlardı. Abdest almayı, namaz kılmayı bizzat Resûlullahdan görerek öğrendi. Devamlı hizmeti sebebiyle, Resûlullahın pek çok duâ ve iltifâtlarına muhatap oldu. Mümkün oldukça Efendimizin yanında bulunmaya gayret etti ve Ondan büyük ölçüde istifade etti. Peygamberimize karşı olan sevgisi, bağlılığı ve samîmi hizmetleri sebebiyle Efendimizin takdirini kazandı ve dualarına mahzar oldu.
Bir defasında Peygamber Efendimiz, mübârek elini Abdullah İbini Abbâs'ın başına koyarak şöyle duâ etti:
"Allah'ım! bütün ilim ve hikmeti bu başa ver, ona te'vil ve tefsir'i öğret."
Bir başka gün de mübârek elini göğsü üzerine koyup:
"Allah'ım! İnsanoğluna verdiğin her ilim ve hikmeti bunun göğsünde topla" (1). diye dua buyurmuştu.
Abdullah İbni Ömer; İbni Abbas'ın, çok sual sorucu bir lisana, her şeyin künhünü kavrayan bir zekaya malik olduğunu söyler.
Abdullah İbni Abbas müthiş bir zekaya sahip olduğu gibi, çok kuvvetli bir hafızası vardı. Her hangi bir şeyi ezberlemesi için bir defa dinlemesi kafi gelirdi. Bir keresinde Mahzum'lu Rebia'nın babası olan meşhur şair Ömer, seksen beyitlik şiirini okuduğu zaman İbni Abbas'ın onu ezberine aldığı rivayet edilir.
Hadis öğrenme arzusu ve ilim aşkı kendisinde öylesine çoktu ki, Efendimizin vefatından hemen sonra ashabı kiramı dolaşarak onlardan hadis sormaya başlamıştı. Bununla alakalı kendisi şöyle rivayet etmiştir:
"Resülüllah vefat ettiği zaman, Ensar'dan bir zata: 'Gel seninle beraber Resülüllahın Ashabını dolaşıp hadis soralım, şimdi onlar sayıca çoklar.' dedim. Bana:
'Sana hayret ediyorum! halbuki görüyorsun ki bütün halk sana muhtaç.' dedi ve teklifimi kabul etmedi. Ben tek başıma Ashaba hadis sormaya başladım. Bir kimsenin hadis bildiğine dair bir haber bana ulaşsa hemen onun kapısına gider, ridamla kapıya dayanır beklerdim. Bu esnada rüzgar yüzüme toprak savururdu. O kapısına gittiğim kişi çıkıp beni görünce 'Ey Resülüllahın amcazadesi! Niye buraya kadar gelip zahmet çektin! Birisini bana göndermen kafiydi, ben sana gelirdim.' derdi. Ben de kendisine 'Hayır! Senin ayağına gelip hadis sormak bana düşer, uygun olan benim gelmemdir.' diye cevap verirdim."
Bunu böylece anlatan Abdullah İbni Abbas sözlerini şöyle tamamladı:
"Beraber Hadis takip etmeyi teklif ettiğim Ensarî zat uzun müddet yaşadı. Zaman geldi, Hadis sormak üzere halkın etrafında toplandığını görünce dedi ki: 'Bu genç benden akıllı çıktı."
Abdullah İbni Abbas radıyallahü anh, kendisi beyan ettiği üzere rivayet ettiği hadisleri, Ashabı teker teker dolaşıp onlardan sorarak öğrenmiştir. Kendisinden de pek çok kimse hadis nakletmişlerdir. Abdullah İbni Abbas'ın ilminden gerek sahabe ve gerekse tabiînden pek çok kimse istifade etmiş ve rivayette bulunmuşlardır.
Yaşının küçük olmasına rağmen Hz. Ömer gibi bir zat, İbni Abbasa tazimde bulunur, onunla istişareler yapar, onun ilmini ve irfanını daima takdir ve tebrik ederdi. Peygamber Efendimizin duası bereketiyle mümtaz bir ilme, nafiz bir anlayışa ve derin bir fıkha mahzar olmuştu. Hz. Ömer onu, bir çoğunun itirazına sebep olacak kadar genç yaşta istişare meclisine almıştı. Müşkil bir mesele ile karşılaşınca, genç yaşında olmasına rağmen İbni Abbası çağırır:
"Bize zor bir dava getirildi, bu ancak senin işindir" derdi. Ve onun verdiği hükmü olduğu gibi benimserdi. Hz. Ömer onun için "O olgunların gencidir." derdi.
Hz.Ömer'in onu küçük yaşta istişare meclisine alması bazı sahabelere uygun gelmemişti. Bedir savaşına katılmış yaşlı kimselerin bulunduğu meclislerde onun bulunması sebebiyle sahabeden bazıları "Niçin bu çocuğu yanımıza getiriyorsun? Bizim de böyle oğullarımız var, ama bu meclise getirmiyoruz" dediklerinde, Hz. Ömer onlara "Bu çocuk sizin bildiğiniz gibi bir çocuk değildir" derdi.
Nitekim İbni Abbas'ın yaşının küçüklüğünü ileri sürüp yaşlı sahâbelerle bir arada bulunmasını güzel bir davranış olarak görmeyenlere karşı Hz. Ömer bir gün onu da çağırdı ve Onlara "Nasr süresinin anlamını biliyor musunuz?" diye sordu. Orada bulunanlardan bazıları bir takım cevaplar verdiler, bazıları "bilmiyoruz" dediler. Bir kısmı hiçbir şey demedi. Bunun üzerine Hz. Ömer İbni Abbas'a "Sen ne diyorsun?" diye sorunca Abdullah İbn Abbas bu konudaki fikirlerini beyan edip, bu sûrenin Rasûlullah'ın ecelinin yaklaştığına alamet olduğunu ifade etmişti. Hz. Ömer de onu tasdik etmişti.
Bir gün Hz. Ömer muhacirlerle beraber sohbet ediyordu. Meclis de Abdullah İbni Abbas da vardı. Onlara Kadir gecesini sordu. Efendimizin Hadisi şeriflerinden yola çıkarak herkes bir şey söyledi. Ve Kadir gecesinin son on günde olduğu konusunda icma ettiler. Ashabın yanında yaşının küçüklüğünden dolayı İbni Abbas'ın konuşmaktan çekindiğini hisseden Hz. Ömer, Abdullah İbni Abbas'a dönerek:
"Yaşının küçük oluşu konuşmana engel olmasın, haydi konuş dinleyelim." dedi. Bunun üzerine İbni Abbas fikrini beyan etti:
"Ben Kadir Gecesini teklerde aradım. Ancak yediden başka günlerde olacağını görmedim. Kadir Gecesi Ramazan ayının son on gününde geçen yedinci gecedir. Yani 27. Gecedir." dedi.
Bunun üzerine Hz. Ömer sordu:
"Bunu nereden öğrendin?" İbni Abbas şöyle cevap verdi:
"Ey Müminlerin Emiri! Allah tektir ve teki sever. En sevdiği tek ise 7 dir. Niçin? çünkü Sema 7 kat. Yerler 7 kat. Günler 7 tane. Tavaf 7. Merve Safa arası sa'y 7. Şeytan taşlama 7. Secdeyi 7 kemik üzerine yapıyoruz. Fatiha 7 ayet. Ha Mim'ler 7 tane, Kıtlık ve bolluk seneleri 7. Ashab-ı Kehf 7. Yani ne varsa yedi üzerine yaratılmış, nereye baksan yedi... Dolayısıyla Kadir gecesi de teklerden 7 de gizlidir. Yani 27. gecedir Allah en doğrusunu bilir." Bu cevap Hz. Ömer'in çok hoşuna gitti ve "Bizim akıl edemediğimiz konuda Sen aklını çalıştırdın." buyurdu.
Abdullah İbni Abbas, ilmine ve isabetli görüşlerine rağmen, İslâmî anlayış ve edebinden dolayı yaşlı sahâbelerin bulunduğu toplantılara katılıyorum diye şımarmaz, haddini bilir, onlar konuşup bir konuda fikir belirtmeden o asla konuşmaz ve söz almayı pek uygun görmezdi. Böylece Abdullah İbn Abbas yaşlı ve ileri gelen sahâbelerle hep bir arada oturup kalkmış ve bu vesileyle de onlardan çok şey öğrenmiş, ilmine ilim katmıştı.(Devam Edecek)

1- Buhâri, Vudû, 10; Müslim, Fadailu's-Sahâbe, 138