Hüseyin OKUR



Yüce Rabbimiz’in rahmeti o kadar geniştir ki ölmüş dahi olsa mümin kullarının sevap kazanması için bir çok vesile sunmuştur. Ölen müminin ardından Kur’an okumak, hac, sadaka, oruç gibi bir çok ibadetin sevabı bağışlanabilir.

Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “Her nefis mutlaka ölümü tadacaktır.” (Enbiya, 35) O halde, Allah’a ve ahiret gününe inanan müminin öncelikli hedefi ölüm ve ondan sonrası için hazırlık yapmak olmalıdır. Fakat insanoğlu yine Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “Aciz bir varlık” tır. Bu özelliğiyle o, kendisi için hayatın daha uzun olduğu düşüncesiyle “yarın, yarın” diyerek, yapması gereken pek çok vazifesini terk eder. Dünyevi maksatlarını neticelendirmek için böyle davranır; ancak gün gelir ansızın ölüm kendisini buluverir.

Peki ölümle birlikte herşey bitmiş midir? Onun hayatta iken kazandığı sevaplara benzer sevap kazanması mümkün müdür? Kısacası ölen müminler için yapılacak bir şey var mıdır? Bu sorulara verilecek cevap, “evet”tir. Zira yüce Rabbimiz’in rahmeti o kadar geniştir ki ölmüş dahi olsa mümin kullarının sevap kazanması için bir çok vesile sunmuştur.

İlahi bir lütuf olarak, Müslüman bir insanın manen ömrünün uzaması, ikinci bir ömür yaşaması mümkündür. Vakfetmek suretiyle, Allah yolunda tahsis edilen, insanların faydalandığı bir mülk, bir eser ayakta kaldığı ve Allah’ın kulları da ondan faydalandığı müddetçe, o Müslüman yaşıyor demektir. Çünkü bunlar birer sadaka-i cariyedir. Ecir ve sevabı, akan bir su misali sahibine ulaşır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu hususta “Ademoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. Devamlı sadaka (sadaka-i câriye) meydana getirenler, topluma yararlı bir ilim (eser) ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk bırakanlar” buyurmuştur. (Müslim)

Kur’an yaşayanlara da ölenlere de rahmettir

Önce şunu ifade etmek gerekir ki, Kur’an-ı Kerim bizim bütün hayatımızı tanzim eden, Allah’a, insana ve diğer varlıklara karşı mesuliyetlerimizi bildiren ilahi bir kitaptır. Kur’ân-ı Kerim’in tesir sahası sadece dünya ile sınırlı değildir. Onun mümin ruhlara verdiği feyiz bu hayatla sınırlı kalmaz, aynı şekilde kabir aleminde de devam eder; orada iken de ruhlarımızı şenlendirir, kabrimizde nur ve ışık olur. Rasulullah Efendimiz (s.a.v) bu hususta bizlere şu tavsiyede bulunmuştur: “Yasin suresi, Kur’ân’ın kalbidir. Onu bir kimse Allah rızası için okur ve bununla Allah’tan ahiret saadeti dilerse, Allah Teala onu bağışlar. O halde sizler ölülerinize de Yasin’i okuyunuz.” (Ahmed b. Hanbel) Hz. Ebu Bekir’den (r.a) rivayet edilen bir diğer hadis-i şerifte de buna işaret edilmiştir: “Kim babasının ve annesinin veya bunlardan birisinin kabrini cuma günleri ziyaret ederek orada Yasin suresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar.” (Suyûtî)

Ölen yakınlarımız için yapacağımız diğer ibadetler

Ehl-i Sünnet ve’l-cemaate göre, bir insan namaz, oruç, Kur’an okumak, zikir, hac gibi işlediği güzel amellerinin sevabını başkasına hediye edebilir. (Fethu’l-kadîr, Reddu’l-Muhtar) Bir adam Hz. Peygamber'e (s.a.v) gelerek “Ey Allah’ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi. Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur mu?” diye sorar. Hz. Peygamber de “Evet” cevabını verir. (Buhârî)

Hayır müesseseleri ölülerimiz için sevap vesilesidir

Evet, ölen kişinin arkasından onun namına verilen sadakalar, okunan Kur’an tilavetleri, onun için bir rahmet ve bağışlanma vesilesi olur. Bir de sadaka-i cariye yani kendiliğinden devam eden hayır anlamındaki işler bulunmaktadır. Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına gelir. İnsanların faydalandığı müesseseler kuran, eserler bırakan, talebe yetiştiren, faydalı kitaplar yazan, hayır ve hasenat yapan bir kimse, kendisi ölse bile, insanlar o şeyden faydalandıkları müddetçe geride bıraktığı hayırların sevabını almaya devam eder. Dolayısıyla, sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescit, yoksullar için aş evi, hastane ve okul gibi hayır kuruluşlarını da kapsar. Bu gibi hayırların yapılmasına sebep olan, yol gösteren ve destek olanlar da, gerek sağlıklarında ve gerekse vefatlarından sonra sevap kazanmaya devam ederler.

Hayırlı insan olmak ölmüş anne babamızın sevabını arttırır

Elbette herkesin bu nevi sadaka-i cariyeler inşa etmesi mümkün olmayabilir. Ancak ölen kişinin arkasından dua eden, iyiliği emredip kötülüklerden sakındıran salih, hayırlı evlat da sadaka-i cariyedir. Bakın Rasul-i Ekrem (s.a.v) bu hususu nasıl ifade etmekte: “Kim iyi bir çığır açarsa, bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel edenlerin günahı kadar günah yüklenir.” (Müslim) Hayırlı bir evlat yetiştirmekle, hayırsız bir evlat yetiştirmek arasındaki farkı bu hadis-i şerifi okuduğumuzda daha iyi anlıyoruz. Dine ve topluma faydalı bir çocuk yetiştiren anne, baba, hoca gibi kimseler sürekli ecir kazanırlar. Şayet anne baba, hoca gibi kimseler üzerlerine düşen vazifeyi yapmayıp çocuğa dini terbiye vermedilerse, ahlakî faziletleri öğretmeden toplumun içine bir haşere gibi saldılarsa, o çocuğun ileride işleyeceği bütün günahların bir misli de onlara yazılır. Kendilerinden bir şey eksilmez.

Kabirde, dünyadaki gibi olmasa da bir hayat var. Ölenlerimiz yalnızca beden gömleğinden soyunmuşlardır. Ruhları hayattadır, dualarımız kendilerine takdim edilir, kabirlerine gittiğimizi görürler, kötülük yaptığımıza üzülür, iyiliklerimize sevinirler. Biz hissetmesek de onlar bizden çok uzakta değillerdir. Onları unutmamak gerekir. Çünkü kabir hayatı salih amel götürmeyenler için çok çetindir. En ufak bir manevi yardıma bile ihtiyaçları olabilir.


Ölülerimiz bizden dua bekler

Bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar: “Ölen kimse kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından yahut kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki, hayatta olanların ölüler için hediyeleri dua ve istiğfardır.” (Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs)