Ramazan ayının faziletleri ve Oruç hakkında eklenen bazı yazı başlıkları
? Müjdeler olsun! REYYAN kapısı aralandı ? Geldi yine gül mevsimi
?
Ramazanda ibadet ve iyiliğin sevabı ? Ramazan ve Günahlarımız
? Osmanlı'da Ramazan Sofrası ? RAMAZAN AYI

Sayfa 15 Toplam 36 Sayfadan BirinciBirinci ... 5131415161725 ... SonuncuSonuncu
141 den 150´e kadar. Toplam 351 Sayfa bulundu

Konu: -sağlık sektöründeki son gelişmeler-

  1. #141
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Baş dönmesi

    Baş dönmesi ve boşluktaki yönelim değişikliği hissinden kaynaklanan nörolojik şikayete vertigo denir. Hareket halüsinasyonu olarak da betimlenebilen vertigo, tipik olarak dönme ve rotasyon şeklinde oluşur. Tüm hasta guruplarında sıkça görülebilir ve erkeklere oranla kadınlarda daha sık gözlenir. Vertigonun toplumda görülme sıklığı yaşla artmaktadır.



    A) Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV)

    Baş dönmesinin en sık sebeplerindendir. İç kulağın posterior semisirkuler kanalın uzun koluna, serbestçe hareket eden kalsiyum karbonat kristallerinin girmesi sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Kanal, pozisyonel değişikliklere aşırı duyarlı hale gelir ve pozisyon değişikliği vertigo ile sonuçlanır. Kafa travmasının sık bir sekelidir.

    BPPV'nin başlangıcı anidir ve birkaç dakika sürer ancak tekrarlayabilir. Yatakta dönme veya başı arkaya çevirme gibi başın belirli pozisyonlarını hemen takiben görülen vertigo atakları görülür.


    Meniere Hastalığı

    İç kulağın, sıvı birikimine bağlı (sıvı miktarında artış), vertigo ile sonuçlanan bir hastalığıdır. Dalgalanan işitme seviyeleri (özellikle de düşük frekanslarda) ile birlikte vertigo atakları oluşur. Hastalık ilerledikçe kalıcı sağırlık ve kulak çınlaması (çınlama, vızıltı, uğultu, ıslık) gelişebilir, her atak ile sağırlık daha da kötüleşir. Kulakta dolgunluk, bulantı ve kusma, ani düşmeler görülebilir. Ataklar tekrarlama eğiliminde olsa da tedavi altında birkaç yıl içinde kararlı hale gelir ve tamamen kaybolabilir.


    C) Vestibüler Nörit (Akut Periferal Vestibülopati)

    Şiddetli bir şekilde birkaç gün süren ve daha düşük şiddette haftalarca devam edebilen, uzamış tek vertigo atağı şeklindedir. Bir ailede birkaç üyeyi etkileyebilir ve çoğunlukla baharda ve yazın erken dönemlerinde görülür.

    D) Serebellar Vertigo
    Serebellumun, dengesizlik ve baş dönmesi ile sonuçlanan inmesidir (inme şeklinde vertigo.) Ani başlangıçlı baş dönmesi, yürüyüş bozukluğu, mesafe yargısında bozulma, baş ağrısı, bulantı ve kusma görülür. Beyin sapında kompresyon gelişirse akli durumda hızla kötüleşme görülebilir, bu kompresyona bağlı ölüm gelişebilir.




    E) Vertigonun Diğer Sebepleri
    1) Migren: Migren hastalarının yaklaşık %25'inde vertigo görülmektedir. Vertigo atakları, baş ağrısı öncesinde veya sırasında ya da bundan bağımsız olarak ortaya çıkar.
    2) Vertebrobaziller Yetmezlik: Herhangi bir tetikleyici etken olmadan aniden başlar, birkaç dakika sürer ve yine aniden sona erer. Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük veya hissizlik gibi eşlik eden bulgular vardır.
    3) Serebellopontin Köşe Tümörleri: Genellikle hafif baş dönmesi ve belirsiz bir dengesizlik hissine sebep olur. Tümör, beyin sapı veya serebelluma bası yapacak derecede büyümediği sürece hastalık ilerleme göstermez.






    E) "Sersemlik Hissi" (Dizziness)

    Tüm nörolojik şikayetlerin en sık olanıdır ve sıklığı yaş ile artar. Bu terimin nasıl betimlendiği tespit edilmelidir. Genellikle sersemlik, baş dönmesi, zayıflık ya da bayılacakmış hissi anlamında kullanıldığı görülmektedir. Hasta tarafından vertigo veya dönme hissinin illüzyonlarından farklı olarak sallanma hissine benzetilmektedir. Oturur veya yatar pozisyondan hızla kalkma sonucu sallanır tarzda sersemlik ve gözde lekeler belirebilir. Hasta, hareketsizliğini sağladığı zaman içinde bulgular azalır.





  2. #142
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Aniden Ayağa Kalkınca Baş Dönmesi ve Göz Kararmasının Nedenleri

    Birkç yıldır aynı dertten muzdaripim.En son bi de bayılma vakası yaşayınca araştırayım dedim. Araştırmışken bir de paylaşyım dedim
    Konuyla ilgili uzmanların cevabı aşağıda. Bilgilendirme açısından faydalı olur umarım.
    Yorgunluk, tekrarlayan baş dönmeleri ve bayılma nöbetleri yakınmaları ile birçok defa muayene olan orta yaşlı kadın hastam, bu şikayetlerinin neredeyse 10-15 yıldır sürüp gittiğini ve artık bunaldığını söylüyordu.
    “Bulantı, halsizlik, güçsüzlük, cansızlık, kulak çınlaması, odaklanma güçlüğü, unutkanlık” diğer yakınmalarıydı. Ve konulan teşhis her defasında aynıydı: Hipotansiyon. Neydi, neden oluşmuştu bu sorunu? Nasıl bir seyir gösterecekti? Nasıl tedavi olacaktı? İşte o hastama anlattıklarım:
    ÖMRÜ UZATIYOR AMA…
    Düşük tansiyonlu biri olmak yani hipotansiyon sorunu ile mücadele etmek hoş olmasa da ciddi belirtileri olmadığı sürece sanıldığı kadar tehlikeli ve önemli bir problem değildir. Aslında kan basıncı düşük biriyseniz ve bundan çok da şikayetçi değilseniz, ortalama yaşam sürenizin daha uzun olduğunu bile söyleyebiliriz. Araştırmalar kan basıncı düşük seyredenlerin yüksek tansiyonlulardan daha uzun yaşadığını gösteriyor. Özellikle düşük kan basıncı ile ilişkili belirtiler ve yakınmaları olmayanlar sağlıklı kişiler olarak belirtiliyor. Bununla birlikte düşük tansiyon her zaman normal bir durum olmayabiliyor. Bazen ya yukarıda yazdığımız belirtilerin ağırlığı ve sıklığı nedeniyle ya da diğer bazı hastalıkların belirtilerinden biri olabilmesinden dolayı önemsenmesi gerekiyor.
    KALP HASTALIKLARIYLA İLİŞKİSİ OLABİLİR

    Yatarken veya otururken hızla ayağa kalkınca oluşan ani düşüşler, tehlikeli olabiliyor. Bu ani düşüşler, beyne yeteri kadar kan gitmemesine ve neticede göz kararması, baş dönmesi hatta bayılmaya neden olabiliyor. Bu durumlar seyrek olarak ağır ishallerde sıvı kayıplarına, şiddetli kanamalarda kan kayıplarına bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Ağır ateşli enfeksiyonlarda, ciddi alerjik reaksiyonlarda bu düşüşlere rastlanma olasılığı artıyor.
    Kan basıncının sürekli olarak düşme eyleminde olması ve hipotansiyonun bir sorun haline gelmesi kalp yetmezliğinden, kalp atım hızının kritik düzeylere düşmesinden, kalp kapakçık sisteminin bozulmasından, kalp ritim bozulmalarından da kaynaklanabiliyor. Böbrek üstü bezi yetersizliği, hipofiz bezi yetersizliği gibi durumlarda da kan basıncı düşmeleri ortaya çıkıyor. İdrar söktürücü ilaçların dikkatsizce kullanılması, uzun süren kusma ve ağır ishaller, egzersizle veya saunalarda oluşan aşırı su kayıpları kan basıncında ciddi düşmelere neden oluyor.
    NE YAPACAKSINIZ

    Öncelikle bilmeniz gereken düşük tansiyonun çoğu kez ağır seviyelerde ve birdenbire oluşmamışsa- tehlikeli bir durum yaratmayacağıdır. Eğer böyle bir durumunuz varsa doktorunuz size bazı önlemler almanız konusunda uyarılarda bulunacak ve daha fazla su tüketmenizi, alkollü içeceklerden uzak durmanızı, tuz alımınızı bir miktar artırmanızı, ani bedensel hareketlerden kaçınmanızı, sık sık ve az yemenizi önerecektir. Eğer gerekli görürse bazı kan testleri, kalp incelemeleri ve beden manevrası testlerinden istifade edecektir. Zaman zaman yaşayacağınız baş dönmeleri ve sersemleme gibi problemleri çok ciddiye almamanızı, kan basıncınız daha da düşürebilecek ilaçlardan ve sıvı kayıplarından uzak durmanızı önerecektir. Güneşte, saunada, sıcak su dolu küvette fazla kalmamanızı ve ciddi bir tuz kısıtlaması yapmamanızı tavsiye edecektir.
    Kan basıncınızın düşüklüğünden çok, oluşabilecek ani ve ciddi düşmelerden uzak kalmaya özen göstermek daha koruyucu bir önlemdir.
    Tansiyonunuz düşük mü
    Genel kanaate göre kan basıncının 115/75 civarında olan değerleri optimal kabul ediliyor. 120/80 değerini geçmesi pek istenmiyor. Büyük tansiyonun (sistolik kan basıncının) 90, küçük tansiyon (diyastolik kan basıncının) 60″tan daha küçük olan değerleri hipotansiyon olarak kabul ediliyor. Büyük veya küçük tansiyondan sadece birinin yukarıda belirttiğimiz rakamların altında olması da kan basıncınızın düşük olduğu anlamına gelebiliyor. Bununla birlikte bizim kanaatimiz düşük kan basıncının ancak fark edilebilir belirtilerle ve hastaları rahatsız eden işaretlerle birlikte olması halinde değerlendirilmesi yönündedir. Ayrıca kan basıncı yüksek olan birinde ortaya çıkan 20-30 mm hg”lik düşüşlerde de tansiyon düşüklüğünden söz edilebiliyor.
    İlaçlar hipotansiyon yapabiliyor

    Tansiyon probleminde bazı ilaçların da rolü var. Parkinson, depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, hipertansiyon ilaçlarının bilinçsizce kullanılması, idrar söktürücü ve kabızlık tedavi eden ilaçlar, göğüs ağrılarında kullanılan nitratlar ve nitrogliserin içeren ilaçlar, sertleşme sorununda kullanılan Viagra ve gibi ilaçlar ani ve şiddetli kan basıncı düşmelerine neden olabilir.

  3. #143
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Ani göz kararması neden olur baş dönmesi ve göz kararması tedavisi nedenler ve sonuçl

    Arkadaşlar sıcakların bastırdığı şu günlerde bu bende de sık sık görülmeye başladı . Ani göz kararması nedenlerini biraz araştırdım. Bende ilk olarak tansiyon düşmesi falan diye düşünmüştüm ama farklı nedenleri de varmış.
    - ani pozisyon değiştirilmesi sonucu vücudun alt tarafında bulunan kanın üst tarafta bulunan beyne zor ulaşması
    -az ışıklı ortamdan çok ışıklı ortama gçmek
    - ms diye kısaltılan bir hastalık belirtisi
    -sıvı eksikliği
    göz kararması tedavisi
    Ani hareketlerden uzak durun.
    bol bol su için
    hala göz kararma sorununuz devam ederse doktora başvurun

  4. #144
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Dil yarası, dil hastalıkları tedavisi dil yanması nasıl tedavi edilir? Nasıl geçer?

    Normal olarak dilin rengi pembemsi beyaz, nemli ve temizdir. Dilin hasta olduğunu anlayabilmek için;
    * koyu renk alması,
    * üzerinde tüy bulunması,
    * dildeki yanma ve acı duygusu gibi durumlara dikkat etmek gerekir
    Dil hastalıkları ve dil yarası çeşitleri
    kızıl hastalığı
    Kızıl hastalığında, dil şişer, üzerinde kü*çük kabarcıklar belirir ve parlak, kırmızı bir renk alır. Bu görünüm çileğe benzedi*ğinden çilek dili adı verilir.
    Glossit
    Dilin mikropla, mantarlar ve virüslerle eh-fekte olmasına veya sivri ve çarpık dişler yüzünden iltihaplanmasına glossit denir. -
    Dil yanması
    Dil yanması çoğunlukla sindirim sistemin*deki bozuklukla ilgilidir. Bu durumda, sin*dirim sistemi şikâyetlerini gözden geçir*mek üzere doktora gitmek faydalıdır.
    Bazı vakalarda dildeki yanmanın ve yara*ların, dişlere dolgu yapılması sonucu or*taya çıktığı anlaşılmıştır. Dolgu yerindeki elektrik potansiyelinin farklı olması bu du*rumu doğurur.
    Bazen dilin yüzeyi, düzgünlüğünü yitirip girinti çıkıntılarla dolabilir. Bu duruma coğrafya dili denir. Bulaşıcı değildir. Ba*sit antiseptiklerle, ağız yıkamayla, vitamin bakımından zengin, demir ve karaciğer gi*bi kansızlığa karşı maddeler içeren besin ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Papillaların aşırı uzayarak küçük siyah kıllar şeklini almasına siyah kıllı dil (Lingua nigra pilosa) denmektedir. Sebep olarak antibiotikler bazı mantarlar ve mikroplar gösterilmektedir.
    Konu torressa tarafından (07-08-2009 Saat 11:10 ) değiştirilmiştir.

  5. #145
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Soğan suyunun faydaları

    Değerli okuyucu, kuru soğan üzerine olan ilk çalışmalarıma seksenli yılların ortalarında başlamıştım. Aynı zamanda sarımsak ve pırasayı da inceliyordum. Çünkü üçü de aynı familyadandır.Topraktan henüz çıkmaya başlamış, bu üç bitkinin taze filizlerini kopartıp tadına baktığınızda damak tatları birbirinin aynıdır. Onları birbirlerinden ayırt etmek zordur. Ancak, bir-iki haftadan itibaren morfolojileri, kimyaları ve tatları giderek belirgin şekilde farklılaşır.
    Her üçünde de antibakteriyel (antibiyotik) ve ağrı kesici (analjezik) özelliği olan etkin maddeler bulunmaktadır. Yetişkin dönemlerine gelindiğinde doğal antibiyotik güç, sarımsakta en fazladır. Soğanda bu güç orta derecede bulunurken, pırasada bu ölçü en minimum düzeyde kalır. Yetişkin soğanın ağrı kesici gücü ise maksimum düzeye çıkar. İleri tarihlerde sarımsak ve pırasanın içeriğinde saklı olan etkin özelliklerini ayrı başlıklar altında sizlere tanıtmaya çalışacağım. Çünkü, aynı aileye (familya) ait bu üç sebze yetişkin evrelerinde kür olarak uygulandıklarında birbirlerinden tamamen farklı hastalıklara karşı potansiyel bir güç oluşturabilmektedirler. Pırasa, böbrekte oluşan litogen yapıya karşı etkili olurken, sarımsak ise vücudun bazı bölgelerinde oluşan plaklara karşı etkin rol oynayabilmektedir. Bu kısa girişten sonra bugünkü, sebzemize tekrar geri dönelim.
    Onu doğrarken gözyaşlarını tutmak ne mümkün... Gözlerden yaş gelmesine sebep olan yapısında kükürt bulunan propanthial-S-oksit maddesidir. Eğer soğanı doğrarken gözyaşı dökmek istemiyorsanız, ağzınıza bir lokma ekmek alıp çiğneyerek doğrayınız.
    KADINLAR İÇİN
    Zaman zaman geçmişte araştırdığım bir bitkiye tekrar tekrar geri döner, yeni elde ettiğim deneyimlerimin ışığında onu tekrar araştırmaya başlarım. Kuru soğanın rahim ve yumurtalıklar üzerinde nedenli etkili olabildiğini fark ettim. Onu, 2009’un bitkisi olarak tanıtmayı düşünüyordum ki, yaşlılığa bağlı eklem kireçlenmesini ortadan kaldırıcı bitkiyi keşfettim. Bu nedenle 2008’in son aylarında kuru soğanın bu potansiyel gücünü erken açıklamayı daha uygun buldum.
    Kuru soğan, Polikistik Over Sendromu (PCOS) yaşayan kadınların imdadına yetişen mükemmel bir destekleyici ve yardımcı tedavi imkânı sunmaktadır. Erken menopoza giren kadınların da imdadına yetişebilmektedir. Küçük ve orta çaplı miyomu olan kadınlar da kuru soğan küründen istifade edebilirler.
    Polikistik over şikâyeti olanlar, büyük bir olasılıkla kürü uygulamaya başladıktan bir-iki gün sonra beyaz-sarı renkte bolca akıntı yaşamaya başlayabilirler. Uzun zamandan beri âdet (regl) görmüyorlar ise, âdet görmeye başlayabilirler. Aynı şekilde menopoza yeni girmiş kadınlar da tekrar düzenli adet görmeye başlayabilir. Rahim duvarı incelmesi olan kadınların rahim duvarlarının kalınlaşmasında da etkilidir. Kuru soğan sanki, kadınların rahim ve yumurtalıkları için yaratılmış bir sebze...
    Endometrioma, rahimin içini döşeyen zar tabakasının yumurtalıklarda bulunması ve her adet döneminde kanayarak kistik yapı oluşturmasına denir. Bu kistin içi, kahverengi kıvamlı sıvı ile doludur bu nedenle çikolata kisti de denir. Hastalar hekimlerine kısırlık, sancılı veya ağrılı adet görme, ilişki esnasında ağrı görme şikâyeti ile başvururlar. Başlangıç evresinde olan endometrioma tedavisinde de oldukça güçlü bir yardımcı tedavi imkânı sunar.
    ERKEKLER İÇİN
    Yıllar önce kuru soğanı araştırırken prostatite (prostat içi iltihaplanma) bağlı ağrı çeken erkeklerin imdadına yetişebileceğini bulmuştum. Prostatite bağlı ağrı çeken bazı hastalar için uygun bir ağrı kesici bulmak da çok zordur. Bilinen hiçbir ağrı kesici onlara derman olmaz. Almanya’da “Medizin Forum-Prostatitis” sitesine yazı yazan bir prostatit hastası, prostatite bağlı sürekli ağrı çektiğini ve bu durumun kendisini intiharın eşiğine getirdiğini yazmıştı. Bu hastaya soğan kürünü uygulamasını önermiştim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra nasıl teşekkür ettiğini hâlâ unutamam.

    ‘Polykistik over’e, erken menopoza ve miyomlara karşı yapılacak kür:
    İki bardak klorsuz suyu (yaklaşık 250-300 ml) kaynatınız. Orta boy yemeklik kuru soğanın en dış açık kahverengi ince kabuğunu soyduktan sonra dörde veya altıya bölüp kaynamakta olan suyun içerisine atınız. Ağzı kapalı olarak beş dakika kaynattıktan sonra ocaktan indirip ılımaya bırakınız. Ilıyınca, süzülür ve ılık olarak bir su bardağı öğle yemeğinden on dakika önce içilir. Aynı şekilde akşam yemeğinden önce tekrar taze olarak hazırlanıp on dakika önce içilir. Bu küre onbeş gün devam edilir ve kür sonlandırılır.
    Dikkat: Kırmızı veya mor soğan amaca uygun değildir. Uygulanacak olan soğan kürünün taze hazırlanması ve ılık olarak içilmesi şarttır. Soğuk olarak veya beklemiş haşlama suyu içilmemelidir.

    ‘Prostatit’e bağlı şiddetli ağrılara karşı yapılacak kür:
    Bir hafta boyunca her gün iki öğün, sabah ve akşam ikişer adet orta boy kuru soğan preslenip yarım dilim ekmekle beraber tüketilir. Presleme esnasında çıkan soğanın suyunu ziyan etmeyiniz ve de kesinlikle tuzlamayınız. Soğanı presleme imkânı bulamıyorsanız, ağızda uzun uzun çiğneyerek beraberinde yarım dilim ekmekle beraber tüketebilirsiniz. Katı meyve sıkacakları, soğan suyunu çıkarmak için de mükemmel bir çözümdür. Kuru soğanın suda veya ateşte pişirilmeden çiğ olarak tüketilmesi gerekir.

  6. #146
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Aşırı terleme

    Özellikle yaz aylarında nem oranının ve sıcakların yüksek seviyelere ulaşmasının, aşırı terleme problemi olanların yaşam kalitesini olumsuz etkilediği bildirildi.



    Deri hastalıkları uzmanı Dr. Sadiye Kuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, terlemenin aslında daha çok sıcak yaz günlerinde yoğun olarak yaşanılan normal bir vücut fonksiyonu olduğun söyledi.

    Vücudun, ısısını denetim altına almak için terlediğini belirten Dr. Kuş, bazı kişilerde özellikle koltuk altlarında, ellerde ve ayaklarda normalden fazla terleme meydana geldiğini ve bu durumun sosyal hayatı olumsuz etkileyebildiğini ifade etti.

    Uzman Dr. Şadiye Kuş, iç vücut ısısı artığında deri yüzeyindeki terin buharlaşması yoluyla ısı kaybının gerçekleştiğini ve terleme sayesinde vücut ısısının yükselmesinin engellendiğini anlattı.

    Fizyolojik olarak önemli bir rolü olan terlemenin aşırı olduğunda buna "hiperhidroz" adı verildiğine değinen Dr. Kuş, bunun da toplumda yaklaşık olarak yüzde 3 oranında görüldüğüne dikkati çekti.

    Dr. Kuş, terlemenin çoğunlukla, herhangi bir sistemik hastalığa bağlı olmaksızın da ortaya çıktığını ifade ederek, bu duruma da "primer hiperhidroz" adı verildiğini bildirdi.

    Terlemenin ayrıca genetik sendromlara, enfeksiyonlara, tümörlere, endokrin ve metabolik bozukluklara, nörolojik problemlere, alkolizme ve bazı ilaçlara bağlı olarak da görülebildiğini belirten Dr. Kuş, "Sekonder hiperhidroz" olarak adlandırılan bu sorunun giderilmesinde ise altta yatan hastalığın tedavisinin yapılması gerektiğini söyledi.

    Dr. Kuş, "primer hiperhidroz"un avuç içleri, ayak tabanı ve koltuk altlarında bölgesel olarak ortaya çıkan aşırı terleme şeklinde görüldüğünü dile getirerek, şöyle konuştu:

    "Aşırı terleme, ter bezlerinin büyümesine değil faaliyetinin artmasına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Hastalarda hem bazal ter üretimi hem de strese bağlı ter üretimi artıyor. Heyecan ve stresle tetikleniyor. Hastalar genellikle uykuda değil, sadece uyanık oldukları saatlerde bu sıkıntıyı yaşıyorlar. Avuç içi ayak tabanında terleme çocukluk çağından itibaren başlarken, koltuk altlarında ergenlikle beraber görülüyor. Hastaların yaklaşık yüzde 60-80'ininin ailesinde aşırı terleme öyküsü bulunuyor. Primer hiperhidroz, yaz kış sorun olarak devam ediyor, ancak yaz aylarında hasta için daha fazla rahatsızlık verici olabiliyor. Koltuk altlarının aşırı terlemesine 'aksiller hiperhidroz' adı veriliyor. Kimi zaman stresle ilişkili olabildiği gibi stres ve anksiyeteden bağımsız olarak da görülebiliyor ve hastanın kontrolü dışında, istemsiz olarak gerçekleşiyor."

    Giysilerin koltuk altlarında geniş bir kısımda tere bağlı ıslak görünüm oluşması, giyeceklerin renk ve yapısının ter nedeniyle lekelenmesi ve yapısının bozulması ile kokunun kişiyi rahatsız ettiğini vurgulayan Dr. Kuş, "Aşırı terleme, kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Okul, iş ve sosyal yaşam zamanla bu durumdan olumsuz etkilenebiliyor, çeşitli sosyal ve sportif aktivitelerden bu nedenle kaçınabiliyor" diye konuştu.


    Nasıl tedavi edilir?


    Uzman Dr. Saniye Kuş, aşırı terleme koltuk altındaysa, öncelikle dıştan uygulanan, terlemeyi engelleyici solüsyon ve kremlerin kullanıldığını belirterek, yanıt alınamadığı durumlarda ise deri içine küçük dozlarda botoks enjeksiyonu uygulanabileceğini söyledi.

    Botoksun, sinir liflerinden ter bezlerine ulaşıp bu bezlerin uyarılmalarını sağlayan kimyasal sinyalleri geçici olarak bloke ettiğini ve ter üretimini engellediğini dile getiren Dr. Kuş, şunları kaydetti:

    "Her bir koltuk altında 15-20 noktaya ince bir iğneyle enjeksiyon yoluyla uygulanıyor. Etkisi 4-12 ay kadar sürüyor. Tekrar eden uygulamalarda etki süresi uzuyor. Bu yöntemle yanıt alınamayan seçilmiş hastalarda son olarak cerrahi teknikler uygulanabiliyor. Avuç içlerinin ve ayak tabanlarının aşırı terlemesinde ise ilk seçenekler dışarıdan uygulanacak antiperspiran ilaçlar, iontoforez yöntemi (elektrik akımı ve mineral partiküller ile ter üretiminin yavaşlatılması) ve seçilmiş hastalarda kısa süreli ağızdan ilaç tedavisidir. Eğer semptomlar gerilemiyorsa botox enjeksiyonları ve son olarak da cerrahi teknikler denenebilir."

    El terlemesi, koltukaltı terlemesi, ayak terlemesi, yüz terlemesi; günlük faaliyetleri, sosyal yaşantıyı, öğrenimi, iş hayatını, psikolojik durumu etkiliyorsa tedavi edilmelidir…
    Terlemenin normal veya aşırı olduğunu nasıl anlayabiliriz?
    Kişi spor yapmadığı, ortam sıcaklığının normal olduğu, acı bir şey yemediği, sıcak bir şey içmediği halde terliyorsa veya diğer kişiler terlemediği halde terleme oluyorsa bu ?anormal? bir durumdur. Bu duruma aşırı terleme hastalığı “hiperhidroz” denilir.
    Terlemenin derecesini, şiddetini nasıl anlayabiliriz?
    Aşırı terleme günlük hayatı etkileyecek derecede veya kabul edilemez şekilde ise önemlidir. Ayrıntılı bilgi için tıklayın
    Terlemenin nedenleri nelerdir? Başkaları terlemediği halden ben neden terliyorum?
    Aşırı terleme iki şekilde ortaya çıkabilir. Birincisi vücudun yaygın aşırı terlemesidir. Genel vücut terlemesinin nedenleri bazı hastalıklar olabilir. Terleme nedenleri için tıklayın
    İkinci şekli ise bölgesel aşırı terleme; avuç içi terlemesi, koltuk altı terlemesi, ayak terlemesi, yüz terlemesi veya bunların karışımları şeklinde ortaya çıkar. Hiçbir hastalığa bağlı değil, sempatik sinirlerin aşırı çalışmasına bağlıdır. Devamı için tıklayın
    Terlemenin zararı var mı? Mutlaka tedavi gerekiyor mu?
    Genel vücut terlemesi bazı ciddi hastalıkların habercisi olabileceğinden mutlaka dikkatli olarak araştırılmalıdır. Bölgesel terlemenin ise biyolojik olarak hiçbir zararı yoktur. Ancak günlük faaliyetleri ileri derecede olumsuz etkileyebilir. Hayatı yaşanmaz hale getirebilir. Sıkıntılarını “bölgeler” başlığı altındaki sayfalarda inceleyebilirsiniz. Terleme nedeniyle oluşan sıkıntılar fazlaysa tedavi gerekir.
    Bölgesel terlemelerde terlemenin şiddetine göre; lokal krem ve losyonlar, iyontoforez tedavisi, botoks tedavisi, sistemik ilaç tedavileri, psikoterapi gibi geçici tedaviler veya klipsli ets gibi kalıcı tedavi uygulanabilir.


    Aşırı terlemenin nedenleri
    Terlemenin insanlarda doğal olarak gözlenen bir olay olduğunu belirterek, aşırı terlemenin nedenlerini şöyle dile getiriyor:
    “Terin salgılanması insanlarda sinir sisteminin sempatetik denilen kısmının çalışması ile ilgilidir. Toplumun % 1’inde bu sistem aşırı düzeyde çalışmaktadır. Bu durumun nedeni tam bilinmemektedir ve doğuştandır. Özellikle stresli durumlarda bu sistem aşırı çalışmaktadır. Genel olarak terleme, kış aylarında daha az rahatsız edici olmaktadır. Bunun dışında tiroid bezinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz, ağır psikiyatrik hastalıklar ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan hormonlar aşırı terlemeye yol açabilmektedirler.”
    Ruhsal ve fiziksel sorunlar
    Bakteri üremesini kolaylaştırdığı için aşırı terleme kokuya da neden oluyor. Ruhsal ve fiziksel sorunlara yol açan, sosyal yaşamı zorlaştıran terleme, ellerde, koltuk altında, ayak altlarından, yüzde ve gövdede oluşabiliyor. Dr. Aslı Nar, terlemenin ellerde olduğunda da ciddi sorunlara yol açtığını belirtiyor ve şöyle konuşuyor:

    “ Ellerde olduğunda hem el ile yapılan işlerde güçlük çekilmekte hem de sosyal olarak kişileri rahatsız etmektedir. Terleme stresli durumlarda gelişiyorsa ve kişi terlemeden rahatsız ise kısır bir döngü içine girilmektedir. Kişi terleyeceğini bilerek daha endişeli hale gelmekte, endişe de daha fazla terlemeye yol açmakta ve bu kısır döngü sürüp gitmektedir.”
    Terlemenin nedeninin saptanması

    Terleme tedavisine başlanmadan önce nedeninin saptanması gerekiyor. Terleme sorunu olan kişinin öncelikle kilo durumu inceleniyor. Aldığı ilaçlar gözden geçiriliyor. Hastanın menopozda olup olmadığı araştırılıyor. Endokrinoloji uzmanının yapacağı değerlendirme ile sorunun tiroid bezinden ya da böbrek üstü bezlerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı belirleniyor. Bu durumların hiçbirinde sorun saptanmaz ise doğuştan sempatetik sinir sisteminin aşırı çalıştığı kanaatine varılabileceğini belirten Dr. Aslı Nar, tedaviyle ilgili şu bilgiyi veriyor:
    “Tedavide ilk olarak genel tedavi yaklaşımları uygulanır. Kişi öncelikle kıyafetini düzenlemeli ve daha hafif giyecekler giymelidir. Lokal olarak talk pudrası veya oldukça etkili olan aleminyum klorid içeren solüsyonlar mutlaka denenmelidir. Bazı hastalarda sempatetik sinir sisteminin çalışmasını azaltmak ve böylece de terlemeyi azaltmak için ilaçlar kullanmaktayız. Bazı hastalarda strese bağlı terlemeyi kontrol edebilmek amacı ile psikoterapi önermekteyiz.”
    Uygulanan yöntemler

    Dr. Aslı Nar, terleme tedavisinde son derece başarılı sonuç veren yöntemlerle ilgili şunları söylüyor:
    İyontoforez : Bu yöntemde küçük su banyosu içinde el veya ayaklara hafif elektrik akımı verilmektedir. Sık tekrarlanması gerekmektedir. Hafif ve orta derecede terlemesi olan hastalarda oldukça iyi cevap alınmaktadır.
    Botulinum toksini : Özellikle koltuk altı terlemesinde kullanılan bir maddedir. Aslında doğal bir zehirdir ve sulandırılarak tıpta çeşitli amaçlarla uzun zamandır kullanılmaktadır. Ter bezlerini çalıştıran sinirleri felç ederek etki göstermektedir. Oldukça etkili bir yöntemdir. Terlemeyi 3 ila 4 kat azaltmaktadır. Altı-12 ay gibi uzun aralıklarla tekrarı gerekmektedir.
    Cerrahi tedavi : Ellerdeki ve yüzdeki aşırı terleme için önerilen tedavi şeklidir. Endoskopik transtorasik sempatektomi olarak adlandırılan teknikle koltuk altından bir delik açılıp akciğer bölgesindeki yüz ve ellere giden sinirlerin başlangıç bölgesi kesilmektedir. Ellerde yüzde 99 civarında başarı elde edilmektedir. Ayaklardaki terleme için bel bölgesindeki sinirlerin kesilmesi uygulanmaktadır. Sadece koltuk altı terlemelerinde koltuk altı ter bezlerinin alınması ile iyi sonuçlar elde edilmektedir.

  7. #147
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Uyuşma / Karıncalanma

    Vücudunuzun bir bölümünde his kayboldu (uyudu) ya da sanki iğne batıyormuş gibi oluyor.

    Nedenleri

    Sinir veya kan damarına basınç : Vücudunuzun bir tarafı üzerinde uzun süre zor bir pozisyonda oturuyor, dayanıyor veya uyuyordunuz. Genellikle de vücut “uyandıkça” iğne batıyor gibi olduktan sonra hareket ettiğinizde uyuşma geçiyor. Dirseğinize abanmak ulna sinirinize basınç yapar ve dördüncü ve beşinci parmaklarınızda karıncalanma ve uyuşma olur.

    Karpal tünel sendromu : Elinizdeki (baş parmaktan yüzük parmağına kadar) ve bileğinizdeki uyuşma geceleri artıyor ve parmaklarınız, baş parmağınız ve eliniz kuvvetsizleşti. Muhtemelen kuvvet gerektiren aletleri ya da bilgisayarı sık kullanan veya sürekli tekrarlamalı hareketler yapan birisiniz. Bu durum kendiliğinden geçer ya da ağrı kesici ve bileklik gerekebilir.

    Raynaud hastalığı : El ve ayak parmaklarınız uyuşuyor ve beyazlaşıyor, sonra mavileşiyor, soğuk havalarda kızarıyor ve ısındıklarında acıyor. Küçük kan damarlarıyla ilgili bir rahatsızlığınız var demektir.

    Servikal (boyun omurgasında osteoartrit : Elinizde kısmi uyuşma ve karıncalanma var. Muhtemelen 50 yaşını geçtiniz ve boynunuz zaman zaman sertleşip ağrıyor. Servikal ostreoartrit söz konusu olabilir.

    Boyun ağrısı omuzlarınıza, uyuşma ve karıncalanma kollarınıza vurursa ve sallanmadan yürüyemiyorsanız, servikal spondiloz olabilir.

    Disk fıtığı : Sırtınızın alt kısmında hareket edince artan bir ağrı var, baldırınızda veya bacaklarınızda ağrı, uyuşma ve karıncalanma oluyor. Disk fıtığı veya disk kayması eklemlerde omurga kemiklerinin arasındaki düz, yuvarlak yastıkların yerinden çıkmasıdır. Sırtta yaralanma, kas zayıflığı veya şişmanlık sık görülen nedenleri arasındadır.

    İnme veya geçici iskemi krizi : Kol ve bacaklarda güçsüzlük olsa da olmasa da vücudunuzun bir tarafında uyuşma ve karıncalanma, anlaşılamaz konuşma, bulanık veya çift görme, bilinç bulanıklığı ve baş dönmesi var. Bu uyarıcı belirtiler geçici iskemi krizinin veya inmenin habercisi olabilir.

    Kendiniz Ne Yapabilirsiniz? Dolaşımı düzenlemek için uyuşan bölgeye masaj yapın. Uyuşan vücut bölgesini hareket ettirin. Giysilerinizi gevşetin. Raynaud hastalığında, el ve ayaklarınızı ısıtın. Disk kayması varsa, dizlerinizin altına yumuşak bir yastık koyarak yere uzanın veya dizlerinizin arasına yastık alarak yatın. Sıcak bir zemin üzerine uzanın. Boyun ve sırttaki sertleşme için ibuprofen veya aspirini deneyin.

    Önleme Uzun süre aynı pozisyonda oturmak, dayanmak ve yatmaktan sakının. Doğru oturup kalkın. Düzgün duruş omuriliğiniz ve boynunuzdaki baskıyı kaldırır. Dik oturun, göğsünüzü kaldırın, çenenizi hafifçe eğin ve başınızı kulaklarınız omuzlarınızı değinceye kadar hareket ettirin. Sigarayı bırakın. Dolaşım sisteminizi etkiler. Tekrarlamalı işleri yaparken mola verin veya başka iş yapın. Klavyeyle çalışma mahalliniz el, bilek ve kol pozisyonu için uygun olmalıdır.


  8. #148
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Cola'nın bir sırrı daha çözüldü



    Bilim dünyası cevabı en çok merak edilen sorulardan birine daha yanıt buldu.

    Neden kolanın tadı pet şişede, cam şişede ve teneke kutuda farklı oluyor? En kaliteli kola küçük şişe kola mı?

    Cevap: Evet en saf kola cam şişedeki kola... Çünkü diğer seçeneklerde plastik ve tenekede bulunan kimyasallarla kola içindeki kimyasallar küçük de olsa etkileşime giriyor ve bu durum tadın değişmesine sebep oluyor.

    Coca-cola yetkilileri nasıl satılırsa satılsın her tür kolanın aynı kola olduğunu belirtiyor. Tercihin şahısların tad algısına göre değştiğini, yöntemin her formda aynı şekilde olduğunu belirtiyorlar. Bir çok insan cam şise içinde ya da buzla servis edilmesinin tadına etkili olduğu daha lezzetli olduğu kanısında. Teneke kutu, plastik ya da cam şişede farklı olduğunu kanısı psikolojik algı nedenleriyle farklılaşıyor.

    Instutite of Food Technologists üyesi Sara Risch, üretim formülünün her üründe aynı olduğunu fakat sözkonusu farklılığın bazı nedenlere dayanabileceğini açıklıyor. Örneğin teneke kutularda polimer dolayısıyla lezzetin bir parça emilim gösterebileceğini, plastikteki Asetaldehit maddesinin tada karışabileceğini bu tür kimyasal etkileşimlerin bir parça da olsa farklılık yaratma ihtimali olduğunu belirtiyor.

    Kolanın tadını en çok değiştirmeden koruyan şeklinin cam şişe olduğu ortada. Fakat ürünün ışık altında ya da rafta bekleme süresi de aynı oranda tadına etki eden etmenlerden.

  9. #149
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Coca-Cola 120 yıllk geçmişi ile dnyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam dediği?

    Geçenlerde e-mail adresime bir slayt geldi. İlk önce paylaşmak istemedim ama içim de rahat etmedi. Doğruluğundan emin değilim. Ama mahkeme kararından bahsediyor ve tarih veriyor. Gösterdiği delilleri ve anlatılanları bir de siz öğrenin istedim. Yorum size ait. İster inanın, ister inanmayın
    Türkiye'de hatta, dünyada ilk kez *15 Eylül 2006* günü Coca-Cola'ya karşı, içeriğini açıklaması için Antalya Tüketici Mahkemesinde dava açıldı...
    Açılan davada, merkezi Atlanta'da olan ve *1886* yılında Eczacı Dr. John S.Pemberton tarafından faaliyete geçen Coca-Cola, 120 yıllık geçmişi ile *"dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam"* dediği sırını açıklayacak mıydı? 19 Mart 2007 tarihinde açılan davanın 3. duruşması yapıldı.
    Sıkı durun şimdi. Bu *"dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseye açıklamam"* denilen gizli sır açıklandı ama Türkiye'deki ve dünyadaki çoğu basın-yayın organları çok fazla ciddiye almadı."O büyük bir kuruluş, uğraşılmaz" anlayışı, davanın nedenlerini mercek altına alınmasına engel oldu.
    Ne de olsa Coca-Cola'nın büyük oranda reklam bütçesi vardı.
    İstedikleri her türden *değerler* ile oyun oynayacaklar. Ayıbı kendileri yapacak, fakat siz yalnızca tüketici olacaksınız. Sesinizi çıkartmayacaksınız. Soru sormayacaksınız.
    İşte Coca-Cola’nın gizli sırrı.
    Coca-Cola özütü diye gizli tutulan formül aslında bir böcek çeşidinin (Cochineal) ezilmesi ile elde edilen sıvıdır.



    Cochineal; BU RESİMDEKİ BOCEK Kanarya adalarında ve Meksika'da yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirilmektedir.



    Kaktüs bitkisine kene gibi yapışarak hayatını sürdürür.




    Kaktüsteki böcek larvaları!!!!!






    BAŞKA BİR FOTO DAHA

    Cochineal böceği için özel tarlalar kurulur. Aşağıdaki Bir Cochineal böceği tarlasıdır.







    Ezilmiş bir Cochineal böceği ve suyu çıkarılmış bir sürü böcek. Bu böceğinin dişilerinden veya yumurtalarından çıkartılan bir boya pigmentine Karmin denir.



    Cochineal kurutulmuş hali… Kuru üzüm gibi demi, ama bu böcek kurusu!!!




    Köylüler;kendi ihtiyaçları için Aztekler’den kalma klasik yöntemlerle, böceğin özütünden dünyanın en güzel renklerinden biri olan, "carmine" i üretirler.





    Aztekler ve Latinler, böcekten elde edilen bu boyayı, ip boyamada kullandılar.





    Ve ezilerek suyunun çıkarılmış hali.



    İşte bütün kolaların özütü bu. Markası önemli mi?


    Önce Hindistan Yüksek Mahkemesi, Cola'nın sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle yasaklanması yönünde bir adım attı. Arkasından Letonya'da ilköğretim okullarında Coca-Cola ve Pepsi yasaklandı. İngiltere ve Ukrania'da bazı okullarda yasaklandı.
    Ülkemizde de özel olarak İstanbul Gösteri Sanatları Merkezinde de yasaklandı.

    Şimdi yazacağım hikaye ne derece doğru bilmiyorum. Çünkü delil gösteremiyorum. 23 yıl kola fabrikasında çalışan birisinin naklettiği iddia edilen bir hikaye.
    malumunuz kola denilen içeceğin en temel hammaddesi meyan köküdür ve meyan kökü ile beslenen canlılar arasında fare de bulunmaktadır. büyük şirketler tonlarca üretim yaptıkları için kepçelerle toplamaktadırlar meyan köklerini. Tonlarca topladıkları için de fareleri ayıklamaya uğraşmamakta, daha doğrusu uğraşamamaktadırlar.
    Bu yüzden de meyan köklerini içindekilerle beraber preslemekte. Sadece kalan deri, ayak, bacak parçalarını elekten geçirerek ayıklamaktadırlar.
    Meyan köklerinin suyunun yanında farenin kanı, mide özsuyu vs. gibi sıvılar da karışmakta renk siyah olduğu için estetik açıdan bir sorun olmamaktadır.
    Tabi kola üretimi yapan şirketin kimyasal yöntemlerle bunu sağlığa zararsız hale getirme ihtimali de var...
    Bu olayı anlatan kişi çalıştığı 23 yıl boyunca bir bardak bile kola içmemiş. Sonrasını bilmiyorum.
    Cochineal böceğinin suyu yani Karmin, Musevilerden ‘kosher sertifikasi’ alamadığı için ticari olarak önemli bir engelle karşı karşıya bulunmaktadır. Müslümanlarda da Hanefi fıkıh alimlerince haram olarak değerlendirilmektedir.
    İnternette http://tr.wikipedia.org adresinden de Cochineal yazarak arattınız mı aynı bilgilere ulaşabiliyorsunuz.
    Hala içmek isteyenler varsa, bu bilgiyi kulak arkası yapabilirler. Ama, hiç değilse söz dinleyecek yaştaki çocuklarımıza kola yerine "halis" meyve sularımızdan, sütümüzden, ayranımızdan içirelim. Kolasız günlere...
    Bundan sonra; su iç, soda iç, ayran-limonata iç....Ya da,ne yapalım...Cola da iç... Milyonlarca insan yanılmış olamaz...Milyonlarca böceğin yanılmadığı gibi...








    hay allah bak şu işevalahi türkiye yönünü bilmem saglik bakanligi milletini düsünürmü onuda bilmem
    bildigim teksey dünyada cok satilan bir icecekler sirasinda birinci almanlar miletini cok sever enkotu vatandasini en iyi yabanciya degismez orda satisina musadeveriliyorsa
    saglik acisindan sorun yok bu kesin kisisel düsünürsek cola tiryakilik yapar onun icin
    pek fazla kullanmam kulananada birsey demem icine sinmeyen icmez son zamanlarda ben disardan herhangi birsey tüketmemeye dikkat ediyorum hazir gidalar nekadar saglikli olsada temizlik adina felaket ister coco cola ister et mamulleri aklina ne gelirse
    mesela helal gidalar cikali et mamulu alirken sucuk sosis kiyma gibi ne oldugu beli olmayan gidalar tüketmiyorum son zamanlarda bunlarin kokusu bile bana igrenc geliyor
    yapan kisi kim olursa olsun bazi durumlarda babama güvenmem paylasim icin tesekkürler toplumun kotusu deyil kisilerin kotüsü beli olmaz istzerse en durust olsun
    bana karsi hava gazi ben kendimi bilirim baskasini fazla takmam allaha inanirim ama kukuna asla buda benim prensibim

  10. #150
    Durum: Çevrimdışı
    Üyelik Tarihi: 22.07.09
    Yer: İstanbul
    Yaş: 28
    Mesajlar: 922

    Arrow Tansiyonunuz Düştüğünde Vücudunuzda Neler Olduğunu Biliyor musunuz? Tans

    Gün içinde sık sık "tansiyonum düştü" ya da "tansiyonum yükseldi!" sözleriyle karşılaşırız. Fakat tansiyonunuzu düzenleme görevinin böbreklerinize ait olduğunu belki de hiçbiriniz bilmiyorsunuzdur.
    Böbrekler insan vücudundaki pek çok görevlerinin yanında kan basıncını yani tansiyonu ayarlama görevini de üstlenirler. Kan basıncını belirleyen en önemli faktörlerden biri damarların içinde bulunan sıvı miktarıdır. Damarların içindeki sıvı ne kadar fazla olursa tansiyon da o derece yükselir ve vücuttaki tüm organlara zarar verir.



    Vücudun damarlardaki fazla sıvıyı algılaması kalbin ön odacıklarına yerleştirilmiş algılayıcılar sayesinde olur. Kalbin, içine giren fazla miktarda sıvıyla gerilmesi sonucunda kalpteki algılayıcılar beyine durumla ilgili sinyaller gönderirler. Beyin buna karşı böbreğe giden damarları ayarlayarak kanın süzülmesini artırır. Yüksek tansiyon yani damarlardaki sıvı miktarının artması, insan için oldukça tehlikeli bir durum oluşturur. Eğer bir önlem alınmazsa sonuç ölümdür. Artan kan basıncı kalbin daha fazla gerilmesine neden olur. Bu gerilmeyle kas liflerinin de araları açılır ve liflerin içine hapsedilmiş olan mesaj molekülleri serbest kalarak kana karışır. Ardından bu mesaj kan yoluyla böbreklere ulaşır. Buna bağlı olarak vücuttan atılan sıvı miktarı da artar. Böylece kan basıncı normal düzeye iner ve kalp sağlıklı olarak atmaya devam eder.

    Kandaki basınç düzeyinin düzenlenmesinde böbreğin sahip olduğu rol bu kadarla da bitmez. Tansiyonun düşük olduğu durumlarda da böbrekteki çok özel yapıda bir hücre olan JGA'dan "renin" adlı bir madde salgılanır. Ancak bu maddenin doğrudan kendisinin tansiyon yükseltici etkisi yoktur. Bu madde üretildiği yerden çok daha farklı bir yerden karaciğerden salgılanan "anjiotensinojen" adlı bir molekülle birleşerek "anjiotensin-1" molekülüne dönüşür. Ancak bu oluşan hormonların da tansiyon üzerinde çok ciddi bir etkisi yoktur. Kan dolaşımında bulunan bu hormon daha sonra yine farklı bir organda akciğerde bulunan "ACE" adı verilen ve sadece "anjiotensin-1" molekülünü parçalamaya yarayan bir enzim sayesinde daha farklı bir molekül olan "anjiotensin-2" molekülüne dönüşür.
    İşte damarlar üzerinde etki gösterip tansiyonu normal seviyeye çıkaracak olan asıl hormon da son noktada üretilen bu moleküldür. Bu molekül oluşmazsa kendinden önce üretilmiş hiçbir hormonun tansiyon üzerinde bir etkisi olmayacaktır. Anjiotensin-2 molekülü yine sadece kendisiyle birleşmek üzere damar yüzeyinde bulunan algılayıcılarla birleştikten sonra damarların büzülmesini ve tansiyonun yükselmesini sağlar.
    Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta bu maddelerin etkilerinin birbirlerine bağlı oluşudur. Birinin olmaması diğerinin de olmaması anlamına gelmektedir. Böyle bir durumda sadece tek bir aşamasının bile rastlantılarla oluşması mümkün olmayan böyle bir sistemin bütün elemanlarının aynı anda, aynı bedende rastlantılarla oluşması imkansızdır. Rastlantıların böbreklere anlama kabiliyetini, önlem almak için gerekli olan karar yetkisini kazandıramayacağı ise tartışılmazdır. Tüm bu detaylı yapıların aynı anda var olması, onların Allah tarafından yaratılmış olduklarının açık bir göstergesidir.

Benzer Konular

  1. Ellerinize Sağlık..
    Konu Sahibi hafize Forum Kutlama ve Tebrik Mesajları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11-03-2009, 15:54
  2. ağzına sağlık
    Konu Sahibi ismaile Forum Peygamberimiz Hz. Muhammed ( sav )
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 01-03-2009, 16:43
  3. Sağlık öğütleri
    Konu Sahibi Naksibendi Forum Sağlık ve Yaşam
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 23-02-2009, 00:55
  4. İslam'da Sağlık
    Konu Sahibi KeNaN37 Forum Sağlık ve Yaşam
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04-01-2009, 19:44
  5. sağlık ve yaşam
    Konu Sahibi bekir013 Forum Sağlık ve Yaşam
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 17-12-2008, 17:03

İşaretlemeler

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •